:: 24 Eylül 2021 Cuma

:

:

:
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Kaymakam Hasan Göç ile Röportaj

Tarsus Kaymakamı Hasan Göç ile makamında keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Öncelikle Tarsus Kaymakamı Hasan Göç'e sorularımıza büyük bir içtenlikle yanıtladıkları için çok teşekkür ediyoruz. İlçemizi bir Kaymakam gözüyle görmek isteyenleri röportajımızı dikkatle okumaya davet ediyoruz.
Kaymakam Hasan Göç ile Röportaj
24 Mayıs 2014
Cumartesi 19:02

-Kısaca kendinizden bahseder misiniz?

1965 doğumluyum. 1988 yılında Üniversiteyi bitirdim. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirdim. 1990 yılından beri Kaymakamlık mesleğindeyim.

24. hizmet yılım. Evliyim, üç çocuk babasıyım.

-Bugüne kadar kaç ilçede görev yaptınız?

Bugüne kadar  Çorum/Dodurga,  Kastamonu/Daday,  Konya/Güneysınır,  Elazığ/Baskil,  Sakarya/Pamukova Kocaeli/Dilovası  olmak üzere 6 ilçede görev yaptım. Tarsus 7’inci ilçem. Tarsus bizim mesleğimizde birinci sınıf bir ilçe. Ortalama  20 yılın üstünde bir hizmetten sonra gelinebilen büyük gözde gelişmiş bir ilçedir. Bizde 24. hizmet yılımızdayız. Artık bundan sonra bu tür ilçelerde görev yapacağız ama ilk büyük, kendine yeterli, imkanları ve potansiyeli  geniş, kültürü sosyal hayatı, oturmuş, kendine has özellikleri olan bir ilçede çalışıyoruz.

-Tarsus’a ilk atandığınızda sizde nasıl bir duygu oluştu? ve Tarsus’ta kaymakam olmak nasıl bir duygu?

Tarsus kendi ilinden de bağımsız olarak ismi hemen gelen tanınmış bir ilçemiz. Tabi bunda binlerce yıllık  geçmişinin yanında  sosyal, ekonomik konumunun çok büyük etkisi var. Zaten son  belki 100-150 yıl içinde de özellikle dünyada  pamuğun hızla üretimin tüketimin artmasıyla birlikte özellikle kendini bu konuda etrafına duyurmuş hem yurt içinde, hem yurt dışında önemli bir merkezimiz.

Onun için  Tarsus’ta görev yapmak bizim için bir mutluluk bir onur  vesilesidir. Devletimiz böyle bir mümtaz güzel ilçede görev yapmayı bize uygun gördü. Biz de elimizden geldiğince bu işin hakkını vererek ilçemize insanlarımıza hizmet etmeye çalışacağız.

Ben doğup büyüdüğüm il itibariyle soğuk bir iklimde karasal bir iklimde yaşamış, o iklimi seven biriyim. Daha öncede birkaç kez güney ilçelerimizde Akdeniz bölgesinde çalışma imkanımız ihtimali oluşmuştu. Ben çok istememiştim. Ama Tarsus olunca mutlu oldum. Sıcak bir bölge. Benim çok fazla alışık olmadığım bir bölge ama ilçenin ismi Tarsus olunca, durum değişti tabi. Mutlu olduk.

-Tarsus’ta eğitim ve öğretime dair neler söylemek istersiniz?

Tarsus’umuz geçmişten gelen çok köklü  bir kültüre sahip. Fakat son yıllarda yaşadığı ekonomik ve sosyal sorunlar sebebiyle dokusu eğer akıllı politikalar ve  projeler üretilmezse, o eski sevilen bilinen geleceğe taşımamız gereken kültürünü tam olarak yaşatmamız mümkün olmayabilir. Çünkü kozmopolit bir kültür, bir cazibe merkezi olması sebebiyle dışardan son yıllarda çok hızlı göç almış bir  bölgemiz. Göçle gelen insanlarımız çok çeşitli  ekonomik sosyal sorunlarla mücadele ediyorlar. Ve bunu yaparken de tabi maalesef eğitimden de uzak kalıyorlar. Özellikle köylerimizde çadırlarda ikamet eden mevsimlik tarım işçileri, uzun dönemde buraya yerleşiyor.

Tarsus’un bir bölümü ekonomik sorunlarını halletmiş, nispeten iyi durumda olan eğitime çok önem veriyorlar. Çocuklarının  gençlerin eğitimi konusunda büyük fedakarlıklar yapıyor. Bu çocuklarımız burada okuduktan sonra da  maalesef 90’lı yıllardan sonra bölgemizdeki sanayinin gerilemesi tarımında çok fazla zamana ayak uyduramaması sebebiyle eğitimli çocuklarımız bölgemizde  iş bulmakta zorlanıyor.  Ya hemen yanı başımızdaki Adana Mersin gibi vilayetlere veya Türkiye’nin diğer yerlerine  veya yurtdışına kaçıyor. Bize de maalesef  Tarsus’un geleceğini oluşturacak gençlerde dışardan göçle gelen eğitim yönünden nispeten bayağı dezavantajlı ekonomik yönden sıkıntı içinde insanlarımızla şekillenecek.

Eğer, biz bu insanlarımıza bir an evvel ulaşıp, yaşadıkları ekonomik sıkıntıları gideremezsek, onlar için  sağlıklı yaşam alanlarını kentte kuramazsak toplumun büyük kısmıyla  geri kalanıyla entegre edemezsek eğitimlerini bir an önce diğer eski yerleşim yerlerindeki çocuklarımızın seviyesine ulaştıramazsak, bu ileride Tarsus için, bölgemiz içinde büyük bir sıkıntı olabilir.

Onun için şimdiden bu bölgelerimizdeki eğitimle ilgili sorunları halletmemiz gerekiyor. Biz onla ilgili geldiğimizden beri çalışmalar içindeyiz. Bu dezavantajlı grupların yaşadığı bölgelerde okul yapabilmek için lojman oranını yükseltip okul yapabilmek için arazi, arsa temini yollarına gidiyoruz. Bunu her yerel yönetimlerle hem valiliğimizle  koordineli olarak götüreceğiz inşallah. Onun için bu dezavantajı bizim devlet olarak Kaymakamlık, Milli Eğitim olarak yerel yönetimler olarak el birliği ile gidermemiz gerekiyor. Tarsus’un geleceğini inşaa edebilmek için..

-Görebildiğiniz kadarıyla Tarsus’un sorunları nelerdir? Ne gibi çözümler getirilebilir?

Tarsus’umuz tarıma dayalı bir ekonomik yapı üzerine kurulmuş. Bundan 30-40 yıl öncesinde sahip olduğu tarım konusundaki avantajlarını da maalesef gün geçtikçe kaybetmiş. Hem pamuk alanında üretilmesi işlenmesi dünya çapında meydana gelen değişiklikler,  Tarsus’un avantajlarını da elinden almış. Onun yanında  ona uygun, onun yerini alabilecek  ürünlerle bu işi ikame edememişiz. Bir taraftan da sebze ve meyve yetiştiriciliğinde 1980’ler 1990’lara kadar Çukurova bölgesi Türkiye’de hemen hemen tekelken, artık Türkiye’nin çok yerinde çok farklı üretim merkezleri oluşmuş. Onun için Tarsus’un bu Türkiye’nin geri kalanıyla rekabet edebilmesi de çok mümkün değil. Onun için Tarsus’un avantajlı olduğu dallarda tarım işine yoğunlaşması gerekiyor. Erkenci ürünler, sera ürünleri  gibi konularda daha modern, daha verimli metodlar teknolojiler kullanılarak üretime devam edilmesi gerekiyor. Burada çok fazla tarımda emek yoğun bir çalışma var. Bu da karı, geliri ve verimi düşürüyor. Ve çiftçilerimiz köylümüz gördüğümüz kadarıyla her yıl geriye gidiyor. Yani, ‘’inşallah seneye, inşallah seneye’’ diyerek her seferinde ya banka borcuna giriyorlar, ya arazilerini satıyorlar  ve bu sıkıntı her yıl git gide derinleşiyor. Onun için bizim burada birincisi bölgemizin avantajlı olduğu üretim alanlarında yoğunlaşmamız gerekiyor. Daha erkenci türleri ihracata daha fazla dönük türlerle ürünlerle desteklemek gerekiyor. Ayrıca bu üretilen ürünlere de katma değer kazandıracak tarıma dayalı sanayinin mutlaka geliştirilmesi lazım. Çünkü burada bazı yıllar bu yıl olduğu gibi narenciye, dalında kalıyor veya çok ucuz fiyatlara gidiyor. Eğer bu narenciyeyi biz buralarda soğuk hava depolarına alabilsek veya meyve suyu fabrikaları reçel fabrikaları gibi tarıma dayalı sanayiyi geliştirebilsek, çiftçinin ürünü tarlasında kalmayacak. Veya ucuza elinden çıkmayacak. Bunu başarabilen Türkiye’de çok yer var. Çünkü artık Tarsus, bir 40 -50 yıl önceki Türkiye’nin tek  tarımsal üreticisi değil.

Ayrıca,  bölgemizde çok büyük bir potansiyel daha var. Benim geldiğim bölgede süs bitkisi yetiştiriciliği çalışması yaptık.Bu sektör kimi alanlarda böyle mevsimlik çiçekler yetiştirilebilen ve kısa vadede geri  dönüşü olan kimi alanlarda da orta ve uzun vadede güzel yatırımlar akıllı yatırımlar yapılarak hem yurt içinde hem yurtdışında büyük pazarlara hitabedilen büyük bir sektör. Süs bitkiciliği mesela, sıradan bir domates, biber patlıcan gibi veya meyve narenciye, nar gibi ürünlerde masrafımız 1 TL ise yıllık masrafımız onun üzerine yüzde 10 kadar 10 kuruş bir karla ürünü satıyoruz. Ama süs bitkiciliğinde  bir mal ektiniz, mala bir  birim masraf yaptınız. Onu on liraya satabiliyorsunuz. Kar marjı çok yüksek. Çünkü yanıbaşımızda da Irak gibi, Orta asya gibi, Rusya gibi, Avrupa ülkeleri gibi çok aç yerler ve pazarlar var. Ve bölgemizde bu konuda çok uygun bir bölge. İklimi, toprağı, mesela kesme çiçek seraları var. Çok güzel bir sektör . Bu sektörün aslında Türkiye’de şu anda yapılan kesme gül Türkiye’deki pazarın çok önemli bir kısmına  hitap ediyor. Burasını biz akıllı yatırımlarla destekleyip dünyaya bu işin pazarlandığı, üretildiği bir merkez  haline getirebiliriz. Çünkü yanı başımızda artık bölgesel Çukurova havaalanı gibi büyük dev bir yatırım var. Bu sadece bölgemize turist, yolcu getirme işiyle ilgili bir havaalanı olmayacak. Burası süs bitkilerinde olduğu gibi bir sürü bölgemizde üretilen ürünlerde ihracat merkezi olacak. Bunlarında taşınabileceği bir kargo merkezi olacak. Bunla ilgili zaten Havaalanı kompleksinin içinde bu tür yatırımlara yine lojistik köyün yatırımları var Yenice bölgemizde. Devletimizi bu şekilde yaptığı bu tür yatırımlara paralel olarak bizimde genelde ona uygun bir tarımsal ve ekonomik yapı oluşturmamız gerekiyor.

İncirimiz var, sarı ulak zeytinimiz var. Geçenlerde İstanbul’dan konuklarım geldi, yeşil zeytini soruyor insanlar. Üretim alanları geniş ama bunları Çukurova dışına çıkaramamışız.

-Tarsus’un sorunlarının çözülmesinde yerel basına yüklediğiniz misyon nedir? Kaymakamlıktan Tarsus basını nasıl gözüküyor?

Ben buraya seçim döneminde geldim. Türkiye’nin hemen hemen her yerinde olduğu gibi burada da seçim öncesi bir basın enflasyonu vardı. Şimdi artık taşlar yerine oturmaya başladı. Bu işi maraton olarak görenler yoluna devam ediyor. Şimdi basınımızın temel görevi, bazen insanda körlük olur, siz içinde yaşarsınız,  bir sorunu  ama o artık belli bir süre sonra yaşaya yaşaya sorun olarak gözükmemeye başlar. Dışarıdan bakmak gerekir olaya. Onu gerçek anlamıyla anlayabilmek, kavrayabilmek için.

Basın bunu yapar. Bizi de bu konularda uyandırmak, duyarlı hale getirmek için veya bizim ulaşamadığımız konulara da basın bir şekilde mutlaka ulaşır. Halkla olaylarla idareciler kamu görevlileri bu işin yetkilileri, sorunlar arasında bir köprü görevi görür. Hem dediğim gibi buradaki sorunları gerçekçi dürüst, eleştirerek olduğu gibi aktarmanın yanında bir bilgilendirme yoludur da aynı zamanda. Bir öğretici tarafı da vardır.  İşte kamunun ya da yetkililerin yapacağı işleri veya yaptığı işleri halka anlatmada bir yerde basının görevi. Onun için basının görevini sağlıklı bir şekilde yürütmesi çok önemli bizim için. Burada güçlü bir yerel basın var. Seçim öncesinde yeni yeni yüzler gördük ama  seçimden sonra yavaş yavaş eski haline geldi. Bu arkadaşlarla inşallah Tarsus’ta karşılıklı  anlayış içinde Tarsus’un gelişimi, geleceği için bir şeyler yapma gayreti içinde olacağız.

-Tarsus’un sorunlarının çözümünde Tarsuslu Sanayici ve işadamlarından neler bekliyorsunuz?

Sanayicilik bir kültür. Maalesef Tarsus’un  bazı önemli firmaları  Çukurova’dan yatırımlarını  çekmiş. Kimisi şanssız bir şekilde faaliyetlerine son vermek zorunda kalmış. Türkiye’nin aslında  gözbebeği büyük  firmalar vardı burada. Türkiye’de sanayinin S’sinin bilinmediği zamanlarda bu firmalar çok önemli görevler yüklenmişler. Çok  güzel başarılı işlere imza atmışlar. Türkiye’nin iki tane geçmişte ekonomik yönden canlı iki merkezi vardı. Birisi İstanbul iş dünyası orada sanayi orda, biri de Çukurova. Tarım ve tarıma dayalı sanayi maalesef zamana ayak uyduramamış. Bölgemiz ve sıkıntılı bir dönem geçirmiş. Ama bundan sonra daha güzel günleri göreceğiz. Ama nasıl?

Bölgeye dışarıdan birilerinin gelmesi ve paralarla yatırımlar yapması  için bunu beklememek lazım. Kendi göbeğimizi kendimiz kesmemiz lazım. Başkası gelip de buraya bilmediği bir bölgeye gelip te yatırım yapmaz. Kendi sorunumuzu kendimiz teşhis edip tedavisini kendimizin yapması lazım. Bu potansiyel ve  kültürde var. Türkiye’de sanayicilik hiç bilinmezken vardı bu bölgede. Türkiye’de para bilinmezken burada para vardı. Ve hala para var burda. Onun için bu konuları Tarsusluların Tarsuslu iş adamlarının artık farklı değerlendirmesi lazım. Belirli şeyleri bizde duyuyoruz. Hala insanlarımızın bankalarda mevduatları olduğunu bunların yatırıma dönüşmesi gerektiğini bizde söylüyoruz. Bir trenin arkasındaki binlerce  tonluk yük gibi ilk harekete geçirmek zor. Büyük bir efor istiyor. Ama ondan sonra bir harekete geçse treni durdurmak mümkün değil. Onun için ben yine sanayicimizin, işadamlarımızın veya buradaki büyük çiftçilerimizin bu konularda bir yol ayrımında olduklarını görmeleri gerekiyor. Biz bunun için  bir şeyler yapıyoruz. Hem kırsal kalkınmaya teşvik etmek için, hem buranın dokusuna sanayisine uygun sanayi oluşması için çabalarımız çalışmalarımız var.  Belediye ile sivil toplum kuruluşlarıyla  Ticaret odası, borsa gibi kuruluşlarla çalışmalarımız var.

-Ara sıra bir vatandaş olarak halkın arasında dolaşıyor musunuz? ya da dolaşmak istiyor musunuz?

Sık sık dolaşıyorum. Mesela gidip ekmeğimi kendim alıyorum. Markete yürüyerek gidip geliyorum.  Küçük kızımla el ele tutuşup Yarenlik alanında dolaşıyoruz. Vatandaşla  sohbet etmekten şakalaşmaktan keyif alıyorum. Çok uzak kalmak beni de sıkar, benim mizacıma da uymuyor. Bazen  insan tebdili kıyafet gezmeyi de arıyor. Vatandaşın arasına bir idareci olarak giriyoruz. Vatandaşta bundan mutlu oluyor.  Tanıyor, çay içiriyor bize. İkramda bulunuyor. Ama bazen insan oluyor ki  ya vatandaş gibi gezeyim artık. Onu da mesela biz Mersin’e gidip orada yapmaya çalışıyoruz. Hani şurdan bir simit alıp yiyeyim. Bu görevde insanı biraz bazen sıkıyor. Bir çay bahçesine bir kahveye oturup ailemle bir  restoranta oturup kim olduğumuz bilinmeden bir ilgi odağı haline gelmeden bir şeylerde yapmak istiyorum zaman zaman. Tarsus’tan bazen kendimiz içinde kaçıyoruz.

-Kaymakam olmasaydınız ne olurdunuz?

Kaymakam olmasaydım, yine böyle insan odaklı bir işte çalışırdım. Teknik bir iş beni çok sıkardı.

-Tarsus’un yeterince tanıtıldığına inanıyor musunuz? Bu konuda neler yapılabilir?

 

Tarsus’un yeterince tanıtıldığına inanmıyorum. Maalesef şimdiye kadar bu konuda tam anlamıyla bir şey yapılmamış. Geçtiğimiz gün Abacı iş hanındaydım. Ne kadar güzel bir otel olacağını düşündüm. İçinde bahçesi var, bir düşünsenize, o iç taraftan bölmelerle kapatıp, bahçeye güzel bir peyzaj yapılıp değerlendirilebilir.

 

Orada en az 100 odalı  olabilir. Burası eski hanlar tarzında yapılmış. Şimdi Vakıf mevzusu beni burada düşündürdü. Burada çok vakıf var. Ama vakıf dediğimiz şey, bir kamu hizmetine geliri tahsis edilen bir maldır. Ama ben burada bakıyorum her yer vakıf. Çivi çakamıyorsunuz. Ne vakıfların sahipleri var, ne vakıfların kiracısı. Ne belediyeler ne sahipleri orası için bir şey yapamıyor. Ne devlet bir şey yapabiliyor, yani bunlar bir yerde buranın sırtında bir kambur haline gelmiş . Diyorum ki şu bina. O bina vakıf diyorlar. Neye hizmet ediyor? Bir muamma… Bu konularında bir oturup o vakıfların mütevelli heyetleriyle ve yöneticilerle bir gözden geçirilmesi lazım. Mesela o Abacı iş hanının yüzde 60-70’i Vakıf dediler. Özel mülklerde varmış. Mesela orayı komple bir otel haline getirsek, burada turist geldiği zaman eğer burada konaklamıyorsa, merkezi Tarsus değilse, burada inanın rehberler çay dahi içirmiyorlar. Otobüsle getiriyor. St. Paul kuyusu 10 dakika, Danyal peygamber 10 dakika, bedesten 5 dakika, kilise 5 dakika, Kleopatra kapısının önünden geçiyorlar. Rehber bir saatte turisti alıyor götürüyor.

Şimdi bizim ne yapmamız lazım? Bir turistin burada para harcayabilmesi için öncelikle bizim burada konaklama imkanlarını iyileştirmemiz lazım. Eğer biz bunu geliştiremezsek, turisti burada tutamayız. İkincisi, bu alanların  Roma yoluyla St. Paul kuyusu arasındaki  alanların mutlaka kamulaştırılması  altındaki tarihin ortaya çıkarılması, turistler için bir parkura girdiğinde 3-4 saat çıkamayacağı insanları cezbedecek, bağlayacak şeylere ihtiyacımız var. Tarsus’ta bu fazlasıyla var. Ama biz Tarsus deyince altı tarihi eserlerle dolu, binlerce yıllık geçmiş var, ama böyle çölde vaha gibi bir tane orda, bir tane burda 4-5 yere dağıtmışız. Bütünlük yok. Mesela Danyal Peyamberin mezarı var. Kubat paşa medresesi var. Yanında hamam var. O hamamı dokuya uygun bir hale getirip bir peyzaj yapalım. Bir restorasyon yapalım. Yanında binalar var, karşısında dükkanlar var. Oraların  kesinlikle elden geçirilmesi ve turistik hale getirilmesi lazım. Yani orada o Abacı işhanı var, turist  otel yapılırsa orada kalsın. Oradaki dükkanları da restore edin, oralar yeme içme yerleri, bizim tarihi turistik eşyaları satacağımız evler, otantik şeylerin satılacağı yerler olmalı. Ama bakıyorsunuz şimdi ne var?

Kömür satıcısı var. Mamül satıcısı, kerebiç  hep tezahlarda. Biz bunları küçük  dükkanlarda yaptırabilsek turist gelmez mi? Ama siz tezgahta sattığınız malı turiste o içeceği yiyeceği veremezsiniz. Keza  şalgam tezgahları… şalgamlar güneşin ışığında şalgamlar akşama kadar 60 derece sıcaklığa çıkıyor. Akşam 20 dereceye iniyor, gündüz akşama kadar 60 dereceye kadar kaynıyor. Peki şifa dediğimiz  keyifle içilmesi gereken şeyler ne hale geliyor, zehir haline geliyor. Çünkü bu plastik, güneş ışığında kanserojen madde salıyor ve içindeki şalgama geçiyor. Bunu uyarıyorum, söylüyorum, söyletiyorum bu insanlar hala öyle satmakta ısrar ediyor ve insanlar gidip oradan şalgam içiyorlar. Yani bunları bizim uyarmamız lazım. Burasını dünya çapında turistik hale getireceksek, birincisi  yer altındaki tarihi eserlerimizi çıkartmamız,ikincisi buradaki konaklama imkanlarını otelleri, motelleri bir an önce faaliyete geçirmemiz gerekiyor. Çünkü turist burada gecelesin.

St. Paul kuyusunun yanından yol geçiyor. O yolun karşı  caddeye boydan  boya 10 tane butik otel yaptırsak vatandaşa tarihi dokuya uygun, taştan, ahşaptan, buradaki tarihi evler formunda o yolun kenarını boydan boya yapsak, gerisini de tarihi olarak düzenlesek,  alttaki tarihi de çıkartsak, o eski izbe mezbelelikleri yıksak, hemen karşıdaki oteller burada tarihi doku evlerle birbiriyle bütünleştirsek, ne olur? Çok güzel olur. Ama bunları düşünmek lazım, çaba sarfetmek lazım. Yatırımcı da var, parada var, bazen oluyor.. Bir butik otelimiz var. Bu işler için çok geç kalınmış. Butik oteli arıyoruz, yer soruyoruz, kaymakam bey yerimiz yok deniyor, bazen de yer olabiliyor. Bunun gibi 5 tane 10 tane daha butik otel olsun burası çok daha fazla turist alır. Yani bizim eski askerlik şubesine giderken görüyorsunuz, o tarihi evlerin altı oto yağlama yıkama atölyesi, demirci atölyeleri kaynakçılar var. Bölgemiz ileride çok güzel bir yer olacak. Ama Tarsus potansiyelinin farkında değil. Hani  belki bir sıkıntıyı, bu daralmayı  yaşaması gerekiyor. Belki uzun yıllardır bir rehavet var burada. Yatırımlar vardı,  sanayi vardı, hizmet sektörü vardı, tarım vardı. İnsanlarda hep böyle gidecek zannetti. Zamana ayak uydurmadı. Ama, sanayi de, turizmde, tarımda Çukurova’da çok sonra yarışa başlayanlar Çukurova’nın bugün çok önündeler. Bizim inşallah bu sıkıntıyı belki yaşamak gerekiyor. İnsanların tekrar adranillerinin yükselmesi için belki bu sıkıntıyı yaşaması gerekiyor. Bir mücadeleye tekrar başlaması gerektiğinden bunların yaşanması gerekiyordu. İbn-i Haldun da diyor ki, bütün insanlar gibi toplumlarda, devletlerde doğar, gelişir, büyür ondan sonra duraklar ve ölür. Biz şimdi en dipteyiz. Bence şu anda belki bundan sonra çıkış başlayacak. Çünkü hayat dümdüz gitmiyor.

İnşallah geldiğimizden beri 7-8 aydır Tarsus’u ve Tarsusluyu gözlemliyoruz. Kendi tecrübelerimizle etrafla yaptığımız istişarelerle bir takım kafamızda fikirler oluşuyor. Bunları  inşallah Tarsuslularla paylaşarak Tarsus’un geleceği için bir şeyler yapmaya çalışacağız.

 

 

Paylaş:  Facebook Twitter Google
Belediye Başkanı Şevket Can ile mini söyleşi
RÖPORTAJ

26 Şubat 2015 Perşembe 20:02

Belediye Başkanı Şevket Can ile mini söyleşi

Tarsus Belediye Başkanı Şevket Can ile gazetemiz kurucusu Mustafa Erdoğan mini bir söyleşi yaptı.
20:02
TSO Başkanı Ruhi Koçak hizmet Kalitesini Artırmaya çalıştıklarını belirtti.
RÖPORTAJ

15 Aralık 2014 Pazartesi 20:34

TSO Başkanı Ruhi Koçak hizmet Kalitesini Artırmaya çalıştıklarını belirtti.

Tarsus Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Ruhi Koçak ile başkan yardımcısı Fuat Togo,Kurcumuz Mustafa Erdoğan'ın canlı yayın konuğu oldu.
20:34
TARSUS ESKİ BELEDİYE BAŞKANLARINDAN MUVAFFAK UYGUR'UN OĞLU TURHAN UYGUR'LA SÖYLEŞİ
RÖPORTAJ

17 Ağustos 2014 Pazar 21:10

TARSUS ESKİ BELEDİYE BAŞKANLARINDAN MUVAFFAK UYGUR'UN OĞLU TURHAN UYGUR'LA SÖYLEŞİ

Tarsus eski Belediye Başkanlarından Muvaffak Uygur'un oğlu Turhan Uygur'u 200 yıllık tarihi konakta ziyaret ettik.
21:10
Kaymakam Hasan Göç ile Röportaj
RÖPORTAJ

24 Mayıs 2014 Cumartesi 19:02

Kaymakam Hasan Göç ile Röportaj

Tarsus Kaymakamı Hasan Göç ile makamında keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Öncelikle Tarsus Kaymakamı Hasan Göç'e sorularımıza büyük bir içtenlikle yanıtladıkları için çok teşekkür ediyoruz. İlçemizi bir Kaymakam gözüyle görmek isteyenleri röportajımızı dikkatle okumaya davet ediyoruz.
19:02
MHP Tarsus Belediye Başkan Adayı Şevket Can ile Söyleşi
RÖPORTAJ

27 Mart 2014 Perşembe 08:50

MHP Tarsus Belediye Başkan Adayı Şevket Can ile Söyleşi

30 Mart yerel seçimleri öncesinde MHP Tarsus Belediye başkan adayı Şevket Can ile söyleşiyoruz. 20 yıla yakındır Tarsus Belediyesinin çeşitli birimlerinde görev yapan ve halkın her kesimiyle iyi ilişkiler içerisinde olan Şevket Can“45 mahallemiz, 5 beldeniz ve 129 köyümüzle BİZ BÜYÜK BİR AİLEYİZ”diyor
08:50
Ak Parti Tarsus Belediye Başkan Adayı Hakkı Meniz'le Söyleşi
RÖPORTAJ

23 Mart 2014 Pazar 18:24

Ak Parti Tarsus Belediye Başkan Adayı Hakkı Meniz'le Söyleşi

Ak Parti Tarsus Belediye Başkan adayı Av.Hakkı Meniz 30 Mart yerel seçimlerine iddialı olarak hazırlanırken, kendisi ile A'dan Z'ye her konuda bir söyleşimi yaptık.
18:24
CHP Tarsus Belediye Başkan adayı Haluk Bozdoğan'la söyleşi
RÖPORTAJ

20 Mart 2014 Perşembe 14:07

CHP Tarsus Belediye Başkan adayı Haluk Bozdoğan'la söyleşi

30 Mart 2014 Pazar günü yapılacak yerel seçimlere çok kısa bir süre kalan Tarsus Belediye Başkan adayları ile A'dan Z'ye bir söyleşi yaptık. Gazetemiz ofisinde konuk ettiğimiz Belediye Başkan adaylarından ilki CHP Tarsus Belediye Başkan adayı Dr. Haluk Bozdoğan oldu.
14:07
Dünya Kur'an-ı Kerim Güzel okuma birincisi hafız Ali Tel ile söyleşi
RÖPORTAJ

25 Ekim 2013 Cuma 14:25

Dünya Kur'an-ı Kerim Güzel okuma birincisi hafız Ali Tel ile söyleşi

Evrensel Hafızlar Derneği Mersin İl Başkanı Bülent Acun sordu, Dünya Kur'an-ı Kerim Güzel okuma birincisi hafız Ali Tel yanıtladı
14:25