:: 24 Eylül 2021 Cuma

:

:

:
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kemal DURU Kemal DURU

H.HAFIZ BUHARALI ABDULLAH (AKER) HOCA EFENDİ

01 Eylül 2015 Salı 09:52

H.Hafız Buharalı Abdullah Hoca Efendi; Türkistan’da bu günkü Özbekistan’ın Nemengan şehrinde doğmuştur. Küçük yaşlarda anne ve babasını kaybedince, dayısının himayesinde yaşamıştır. Aile olarak Kuran-ı Kerim ilimleri öğretilen dergâha sahip olduklarından, Abdullah Efendi Kuran’ın Kıraat konusuna ağırlık vermiştir. 16–17 yaşlarına geldiğinde Hicaz’a gitme fikri ağır basmıştır. Çok genç yaşta olduğu için, zorda olsa Hicaz’a gidiş izni aldıktan sonra, Medine de kalarak, eğitimini ve ilmini geliştirmek istemiştir. Oradaki Türkistanlılar dergâhında kalmıştır. O yıllarda Çarlık Rusya’sının işgalindeki Türkistan da 1917 ihtilaliyle Komünist Ruslar yönetimi ele geçirmiş ve bütün dinler yasaklanmıştı.

Memleketine geri dönemeyen Hafız Abdullah Efendi, Osmanlı İmparatorluğu yönetimindeki Arabistan’da I. Dünya savaşı yıllarında ilan edilen seferberliğe katılarak, İngilizlere karşı Mısır Süveyş Kanalı harbine katılmıştır. Daha sonra, İngilizlerin Arabistan’a hâkim olması ile Osmanlı erkânı ile beraber Anadolu’ya çekilmiştir. Gemiyle İstanbul’a geçerek, Bir Türk olarak vatan seçiminde Türkiye’yi tercih etmiştir. Çukurova da hemşerilerinin çok olduğu bilgisi ile Adana’ya gelmiştir. O yıllar Çete Harbi dediğimiz bağımsız Kuvayi Milliye Teşkilatı, buraları işgal eden Fransız sömürgecileriyle çatışmada olduğundan silahlı olarak sadece Osmaniye yakınlarındaki Fransız karakol baskınına katılmıştır. O dönemde, Hac dönüşü Türk kardeşlerinin kurtuluş mücadelesini gören ve 12 arkadaşıyla Türkistan’a dönmeyerek Fransızlara kök söktüren meşhur Hacı Yoldaş’ın da büyük kahramanlıklar gösterdiği günlerdi. Adana’da Türkistanlılar Kuvayi Milliye Ocağı kurulmuştur ve Hafız Abdullah Efendi daha sonraki günlerde lojistik hizmetler vermiştir. Muharebede yaralananların tedavisinde, elbise ve yiyecek yardımları götürmüştür. Kendisi meslek olarak da terzilik yapmakta idi. Çukurova’nın Fransız işgalinden kurtulmasından sonra, Yaramış köyünde din görevlisi ihtiyacı olunca oraya yerleşmiştir. Burada imamlık, aynı zamanda çocuklara Kuran eğitimine başlamıştır. Derviş Ağanın kızı Nadire hanımla evlenmiştir. Sonra Tarsus’a yerleşerek terzilik işiyle geçimini sağlamıştır. Dört kız ve iki erkek olmak üzere altı çocuğu vardır. Uygun zamanlarda evde Kuran-ı Kerim öğrenmek isteyenlere tecvid dersleri vermiştir. 1945’li yıllarda Tarsus’un önde gelen bazı şahsiyetlerden Noter Sami Efendi, Müftüzade Sıtkı Talaş ve Abdülmecit Efendi ile birlikte gerekli izinler alınarak, Kuran Kursu açmak istenmiştir. Nitekim Kuran eğitmenliği konusunda gerekli eğitime sadece kendisi vakıf olmasından dolayı yaşınında memuriyet için büyük olması sebebiyle mahkeme kararı ile yaşı küçültülmüştür. Böylece Türkiye’de Milli Eğitime bağlı ilk açılan kuran kurslarından biri de Tarsus’ta açılmıştır. Meşhur Hafızlardan Merhum Kani Karaca, Merhum Hilmi Türkmen, Merhum Niyazi Ulusoy ve son devir âlimlerimizden H.Hafız Abdürrezzak Öz,  hocaefendinin yakın tanığımız talebelerindendir.

Bir âlim, bir şehirden gelip geçse, onun ayak basmasının hürmetine, oradaki kabristandan kırk gün azap kaldırılır.  (Riyadün Nasıhin)

O dönemlerde Makam Camiinde imamlık görevine başlar ve burada uzun yıllar görev yapmıştır. Gece saat üç de kursa başlar, sabah namazından sonra saat onbire kadar yine derslerine devam ederdi.  Kuran’a hizmet arzusu, disiplinli eğitimi ve ardınca yetişen yüzlerce hafız binlerce talebe yetiştirdi. Dersler dışında çok yumuşak, anlayışlı… Eğitim başında ise; en ufak bir hatayı affetmez kaçırmadan, tecvid ve kırata uygun hale gelene kadar eğitirdi. Onun talebeleri çektikleri besmele-i şerifeden hemen tanınırdı. İşte bu Buharalı Hacı Abdullah Hoca’nın talebesidir denirdi. Şahsıma da kendisi ile çok küçük yaşlarda tanışmak nasip oldu.

Mütevazılığin zirvesindeydi, hafız olduğunu kabul etmezdi. Görevimi tam yapamadım diyerek, bir dakikasını dahi boş çevirmezdi. Buharalı Hacı Abdullah Aker Hoca Efendi, uzun hayat çizgisine bakıldığında; sanki Allahü Teala’nın Tarsus’a göndermiş olduğu çağdaş bir Horasan Efendisi idi. Tam anlamıyla ideal ve münevver bir din görevlisiydi.

Cemaati anlatıyor; Bir gün camiiden çıkarken dışarıya çıkmış ve onbeş dakika sonra sel olacaktır, herkes evine hızlıca gitsin demiştir. Onbeş dakika sonra Tarsus’u sel basmıştır. Bu Hoca efendinin küçük bir maneviyatından kıssa…(talebelerini-cemaatini dinlediğinizde yüzlerce manevi olayını görmüş oluruz)

 

Hocaefendinin İslam’a, Kuran’a hizmetlerini anlatmak sayfalara sığdırmak mümkün değildir. Çünkü kendisi ömrü boyunca her hareketi ile örnek bir din adamı olmuştur. Ömrünün sonuna kadar parmaklarının tespih çekemedi zamanlarda bile dudakları ile Allahü Azimüşşani anmıştır ve böylelikle ruhunu 17.09.1990 tarihinde hakka yürümüştür… 

Paylaş:  Facebook Twitter Google
YAZARIN DİĞER YAZILARI