:: 09 Ağustos 2022 Salı

:

:

:
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
MUAZ ERGÜ MUAZ ERGÜ

Hadi Köyümüze Geri Dönelim

19 Temmuz 2021 Pazartesi 07:57

İlerlemeci paradigmanın en çarpık şekilde anlaşıldığı ve uygulandığı yer sanırım bizim topraklarımız. Şark tipi ilerleme!.. Hep ileri, durmadan ileri… Hep ileri gitmenin çok matah bir şey olduğunu sanıyoruz. Derinleşmeyen, önünü ardını hesap etmeyen bir ilerlemenin… Herhangi bir felsefeye, paradigmaya dayanmayan ilerleme ve kentlileşmenin… Hep daha iyi yaşama, standartları daha yüksek, daha ileri bir hayatın peşinde koşuyoruz ama nafile! Bu koşuda elimizdekileri de kaybediyoruz. Bizim topraklarımızda en ilerlemeci anlayış kırsaldan, kırlardan, köylerden kentlere göç anlayışıydı herhalde. Sistem insanları köylerinden, topraklarından kopararak modern yapacaktı, insanlarımız modern olacaktı, ilerlemiş… Ama hiç te öyle olmadı. Ne yazık ki hem kırsalın yapısı bozuldu hem de kentlerin olmayan yapısı… Kırsal boşaldı, kentler silme insan yığınlarıyla kalabalıklaştı. Köyler yalnızlaşırken kentler birbirinden uzak insanlar tarafından doldurulan çilehanelere(!) döndü. Kendimizi yorduk, doğayı yorduk, dünyayı yorduk…

Kentlere göç iddia edildiği gibi kırlardan gelen görgüsüz(!) insanları medenileştirmedi. Aksine daha derin, daha çeşitli çürümelerin yaşanmasına yol açtı. Kendilerini yaşama savaşının içinde bulanlar kuralsız, kaidesiz girdiler cengin içine. Yaşama, ayakta kalma telaşesi önüne çıkan her şeyi silikleştirdi. Tarihsiz, belleksiz bir insan topluluğu… Gayr-i ahlakiliğin çoğalması… Göç, göçülen yerdeki mukim insanlarla göçebeler arasında da mülkiyet kavgalarına sebep oldu. Çünkü kent demek aynı zamanda uzun süredir yerleşilen yerdir de… Sonradan gelenler önceden yerleşmişleri zorlamaya başladı. Aynı zamanda kent demek rant demek... Toprağın hayattan kovularak betonun, asfaltın çağrılması demek. Her metrekare toprağın metalaştırılması… Kırsaldan kopup gelen, yeri olmayanlar ister meşru ister gayri meşru kendilerine yer yurt edinme, toprak edinme mücadelesine girdiler. Bu mücadele ise çok yıpratıcı, değerleri aşındırıcı bir süreçte devam etti.

İlerlemenin, medenileşmenin ya da kentleşmenin hem yaşamda hem de düşüncede ağır travmatik sonuçları ne yazık ki çokça dillendirilmedi, dillendirilmiyor. Bu tip çalışmalar lokal olarak kalıyor. Hele bu günlerde kentlerin sıkıntıları, inşaatçılığın olumsuz etkileri üzerine konuşmak direk olarak hedef tahtasına oturtulmak anlamına geliyor. Evet, köy, kırsaldan kopmak aynı zamanda doğadan, topraktan kopmak anlamına geliyor. Betondan dağların, asfaltın, üzerinde canlı yetişmeyen dokunun mahkûmiyetinde yaşamak… Herkes daha iyi, standartları yüksek bir hayatı yaşamak için toprağından göç ediyor ama kentler bırakın iyi yaşamayı asgari anlamda ihtiyaçların bile karşılanmasını zorlaştırıyor. Kendi köyünde, toprağının sahibi olarak yaşayan insanlar, kentlerde asgari ücrete mahkûm köleler haline geliyor. Daha iyi yaşam umuduyla güneşe, havaya muhtaç mahallelerde, bodrum katlarda ömür geçip gidiyor. İstanbul’un nemli bodrum katlarında, güneşsiz, geleceksiz…

Şimdilerde yeni bir gecekondulaşma, yağmalama hareketi başladı. Kentsel dönüşüm… Güya eski evler, gecekondulaşma döneminin çarpık yapılaşması ortadan kaldırılıp düzgün, düzenli yerleşim gerçekleştirilecekti. Kentsel dönüşüm ne yazık ki betonsal dönüşüme, rantsal dönüşüme dönüştü. Betonsal dönüşüm… Gecekonduların küçük de olsa bahçeleri vardı. Bu bahçelerde az da olsa yeşillik ve ağaçlar bulunurdu. Kentsel dönüşümle evler yıkıldı, ağaçlar söküldü. Bir ailenin oturduğu yere Apartman dikilerek onlarca aileye yaşam alanı sağlandı. Hem yeşillik yok edildi, hem nüfus arttı. Kentler biraz daha betonlaştı.

Modern kent doğallığın bittiği yer. Kurumsallaşmanın, kurumların hayatı çerçevelediği, insanın âdeta bir makine olarak tanımlandığı yer. İnsan artık yüzü toprağa dönük bir varlık değil. Sistemin çarkının döndürülmesinde bir dişli. Hayat mesai saatlerine hapsedilen bir meta. Çalıştığın kadar, ürettiğin kadar varsın, sistemi devam ettirdiğin sürece… Artık iş merkezlerinden, plazalardan, kulelerden müteşekkil steril, rafine mekânlarda, kendimizin ve varlığımızın uzağındayız. Güneş yok, rüzgâr yok, yağmur yok… Yalnızca fotoğraflarda sevdiğimiz, sinemalarda izlediğimiz kurgusal bir tabiat… Ve Türkiye’de Batı’ya nazaran daha vahşi, daha acımasız bir kentleşme var. Sürekli olarak uzaklaştığımız toprak…

İlerlemeciliğin, kentlileşmenin ülkemizdeki travmalarından birinin gölgesi de her an düşünce dünyamızda. Gecekondulaşma… Gecekondulaşma sadece fiziksel mekânda değil. Düşünce dünyamızda gecekondu… Düşüncelerimiz de, sanatımız da… O yüzden buradan sahici bir sesin yükselmesi olası değil. Kentlerdeki arsalara kondurulan gecekondular gibi ideolojiler de düşünce dünyamıza kondurulan gecekondular… Koskoca imparatorluk kalıntılarının ve medeniyetlerin üzerine kondurulan…

İlerleme, kentlileşme ve insanın doymak bilmeyen hırsı ne yazıkki doğayı, tabiatı, çevreyi bozdu. Dünya artık bu tahribata tahammül edemez bir halde. Çevrenin bozulması, doğal yaşamın yağmalanması insanlara afet, hastalık olarak geri dönüyor. göklerden yada başka yerden felaket beklemeye gerek yok. Felaketimizi kendi ellerimizle hazırlıyoruz. Daha iyi yaşamak, daha çok kazanmak için… Sonuçta daha iyi yaşayamıyoruz. Kazandıklarımızı sağlığımız için kaybediyoruz.

Sahici, muteber, ayakları yere basan düşünceler, sanat ürünleri, medeniyet mukim olmanın sonucunda ortaya çıkar. Bizden ancak en ufak bir rüzgârda darmadağın olan ya da eleştirdiği mantalitenin yerine geçmek için çırpınan düşünsel ve siyasal cambazlıklar çıkar.

Son yüzyılda meydana getirdiğimiz kentler, yaşam alanları ruhumuzdaki kasvet ve bunaltının sonucu. Estetiği, şiiri, kuşatıcılığı, zevki olmayan bir üretim…

Toprağa, varlığa, köye, kıra dönmemiz elzem!.. Hadi köyümüze geri dönelim (mi?!)… Kenti kentte bıraksak mı? Kenti köye taşımadan dönelim mi kendimize?…

Gerçi geride dönecek bir köy, köyümüz kaldı mı acaba? Şimdi köyler de birer mahalle oldu. Zamanın mottosu “Köylerimiz (mahallelerimiz) kentleşiyor, kentlerimiz güzelleşiyor.” İnansak mı? İnanabilir miyiz?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Paylaş:  Facebook Twitter Google
YAZARIN DİĞER YAZILARI