:: 20 Ekim 2019 Pazar

:

:

:
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bülent ACUN Bülent ACUN

İSYAN KESİLEN İNSAN

06 Mayıs 2019 Pazartesi 09:21

Sokaklarını Akdeniz'in masmavi sularıyla yıkadığı şirin bir ilçede kadim bir dostun ekmek teknesi olan marketinde oturmuş, hal hatır ediyoruz. Esnaflığının yanı sıra mahallesinin muhtarı da olan kadim dostumun gelip gidenleri hiç eksik olmuyor. Kimi alışveriş için kimi de herhangi bir iş için soluğu markette alıyor.

Biz kadim dostumla sohbeti tam koyulaştırdığımız esnada, içeriye elinde çocuğuyla hışımla bir kadın giriyor. Kadının çok stresli ve öfkeli olduğu herhalinden belli oluyor. İnsanı azarlar gibi konuşan yüksek ve ayarsız bir ses tonu bir kızılçam ormanına yıldırım düşer gibi etrafa yayılan bakışlar...

Girdiği markette gördüğü şeker, çikolata ve meyve sularının birini alıp, birini bırakan çocuğuna “Allah'ın belası baban para mı gönderiyor ki birini alıp, diğerini bırakıyorsun? İnşallah yediklerin zehir olur da geberirsin.” diyen bir anne...

Patlamaya hazır bir bomba edasıyla kasanın yanına gelen kadın, avazının çıktığı kadar bağırarak, “Ne oldu muhtar bizim işi görüştün mü? Adam ne diyor?” şeklindeSorunlarından kaynaklanan sorularını şarjördeki mermi gibi boşaltıveriyor.

Muhtar ne yapsın? Marketin bir tarafında misafirler oturuyor, diğer tarafında müşteriler alışveriş yapıyor? Aradım görüştüm, döneceğini söyledi, diyerek kadını teskin ve teselli etmeye çalışıyor.

Kadın:

-Ne zaman aradın, ne zaman görüştün, ne zaman dönecek muhtar? diyerek sorularını tekrarlaması muhtarın hayli canını sıkıyor.

O da sesini biraz yükselterek; “Hanımefendi bak burası bir ticarethane ben sadece bu mahallenin muhtarı değil, aynı zamanda bu marketinde emanetçisiyim. Misafirlerimizi ve müşterilerimizi lütfen rahatsız etmeyin!  Hem benim sizin aranızı yapmak gibi bir vazifem yok.” demekten kendini alamıyor.

Hadisenin tam burasında ‘banane' diyemiyor ve duruma müdahil oluyorum.

-Hanımefendi! hayırdır inşallah, neden bu kadar sinirli ve öfkelisiniz? Eşinize olan öfkenizi çocuğunuza yansıtmanız onun intikamını çocuğunuzdan almanız, sizin gibi bir hanımefendiye yakışmıyor. Bence şu dünyada halledilemeyecek hiç bir mesele yoktur. Bilirsiniz en yalçın dağların üzerinden bile bir yol geçer. Biraz sakin olun, sabırlı olun, dua edin, ümitvar olun.

Kadın benim bu teselli cümlelerime kayıtsız kalmayarak, tüm heybet ve haşmetiyle bana dönüp, gözyaşlarıyla şöyle diyor:

“Bak abicim, ben ortada kalmış bir anneyim. Gördüğün gibi yanımda bir de çocuğum var. Derdimi gidip ev sahibine anlatıyorum anlamıyor. Belediye başkanına gidiyorum dinlemiyor. Muhtara geliyorum, ağırdan alıyor. Hâkime gidiyorum beni bir türlü boşamıyor. Kocam olacak adam, ne gelip eviyle işiyle ilgileniyor ne de bırakıp boşuyor. Şimdi söyle benim yerimde sen olsan ne yaparsın? Bazen şeytan diyor ki “Çocuğunu kucağına al! Orta malı gibi yaşamaktansa at kendini denize öl kurtul!”

Kadının bu yürek parçalayıcı durumu gözlerimi yaşartıyor. Sözün bittiği yerde nutkum tutuluyor. Ancak Mehmet Akif'ten Muzaffer Doğan abinin sık sık okuduğu şu dizeleri okuyabiliyorum teselli namına;

“Edvarı hayat perde perde

Allah bilir ne var ileride”

Kadın ferahlıyor, biz rahatlıyoruz. Sonra kadın usulca mekânı terk ediyor. Ben kadim dostum muhtara dönüp, muhtarım “Allah rızası için şu hadiseyle bir ilgileniver, az önce sizin aranızı yapmak benim vazifem değil dedin, bence bu söz çok yanlış. Biz müslümanlar olarak arası açılan bütün tarafların aralarını ıslah etmeye memur ve mecburuz. Bu arada bunların asıl sorunu ne?”

Bu sorunun üzerine derin bir nefes alan muhtar; - Ne olacak hocam, alkol... alkol... Herif durmadan içiyor, ne eviyle, ne eşiyle ne de çocuğuyla ilgileniyor. Adamı ayık bulana aşkolsun! o meyhane senin bu meyhane benim meyhaneler arasında sürünüp duruyor. Hem kendine hem ailesine hem de bize yazık ediyor.

Ülkemizde yukarıda hikâye ettiğim, aile facialarını önlemek için kurulan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı var. Bakanlık söz konusu faciaları önlemek için önemli çalışma ve projelere imza attı.

Yasalarımız bugün tamamen kadından yana, kadınlar pozitif ayrımcılığın altın çağını yaşıyor. Bütün medya kurum ve kuruluşlarının hassasiyetle üzerine titremekte birleştiği mühim bir konu ‘kadına şiddet' Buna rağmen, maalesef hala yürek burkan hadiselere üzülerek şahit oluyor, okuyor izliyoruz.

Peki, ne yapmalıyız?Bence hepimiz mutlu aile, huzurlu toplum ve sağlıklı bireyler için elimizden gelen gayreti göstermeliyiz. Aile kurumunuzun geleceğini geçmişimizin hükmü ve modası geçmeyen değerlerinde aramalıyız. Fıtrata aykırı yasa uygulama ve projelerin bizi ancak fetrete götüreceğinin bilincinde olmalıyız.

Her biri aile ocağımıza düşen bir atom bombası mesabesindeki içki, kumar, zina, faiz başta olmak üzere ne kadar haram, günah ve ahlaksızlık varsa hepsiyle topyekün savaşmalıyız.

Yazımı cevabı içinde gizli bir soruyla bitireyim.

Yukarıda  isyanını hikaye etmeye çalıştığım kadının kocası kerim kitabımızda Rabbimizin ‘Onları ya  iyilikle tutun ya da iyilikle bırakın.' buyruğunu bilseydi, eşini ve çocuğunu böyle orta yerde bırakıp, yuvasını darmadağın edebilir miydi?

 

Paylaş:  Facebook Twitter Google
YAZARIN DİĞER YAZILARI