:: 24 Eylül 2021 Cuma

:

:

:
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kemal DURU Kemal DURU

KÂSIM BİN SELLÂM

24 Ekim 2013 Perşembe 13:55

Künyesi: Ebû Ubeyd.

İsmi: Kâsım bin Selâm el-Havârî’dir.

154 (m.770)’de Herat’da doğan Ebû Ubeyd, zamanının müctehid ve imamlarından olup, edebiyat, fıkıh, tefsir, hadis, hukuk, kelâm alanlarında söz sahibi idi. Bağdâd’da yetiştiği için Ebû Ubeyd el-Bağdadi olarak da tanınır. Kâsım bin Sellâm, Sâbit bin Nasr bin Mâlik zamanında, 18 sene Tarsus kadılığı yapmıştır. Hacca gittiğinde, rüyasında Peygamberimizi görünce orada kalmış, 224 senesinde (m. 839) Medine’de 4 yıl kalarak geri Tarsus’a dönmüştür ve burada vefât etmiştir.

Kâsım bin Sellâm, Kur’ân-ı kerîm ilimlerini; Kisaî, İsmâil bin Ca’fer, Şücâ bin Ebî Nâsır’dan, Hadis-i şerif ilmini; İsmâil bin İyâs, İsmâil bin Ca’fer, Hüşeym bin Beşîr, Şüreyk bin Abdullah, Süfyân bin Uyeyno, Abbad bin Abbad, İbn-i Hişâm’dan aldı.

Lügat ilimlerini; Ömer bin Müsennâ,Kisâî, Ferrâ ve el-Esmâî’den ve diğer hadîs âlimlerinden hadîs öğrenmiştir. Kendisinden ise, Abdurrahmân ed-Dârimî, Ebû Bekir bin Ebiddünyâ, Hâris bin Ebî Üsâme, Ahmedbin Yûsuf et-Taglibî, Ali bin Abdülazîz el-Begâvî, Muhammed bin Yahyâ bin Süleymân ve Ahmed binYahyâ el-Belazurî ilim öğrenmişler ve hadis-i şerif rivayet etmişlerdir.

Kâsım bin Sellâm hakkında, İslâm âlimleri şunları söylemişlerdir: İbrâhîm el-Harbî, “Annelerin, benzerlerini doğurmaktan aciz olduğu üç insan bilirim. Bunlardan Ebû Ubeyd’i can verilmiş budağa benzetiyorum. Bişr-i Hafî’yi, tepeden tırnağa kadar akıl ile yoğrulmuş bir kişi olarak görüyorum. Ahmed bin Hanbel’i ise âdeta Allahü teâlâ tarafından bütün ilimlerle donatılmış olan, sözü ve sükûtu da ilim olan bir zât olarak görüyorum.”

Abdullah bin Ca’fer bin Dersteveyh el-Fâfrisî, Ebû Ubeyd’in hayatını anlatırken: “Bağdâd âlimlerinden. Lügat, hadis ve Kurân ilimleri sahasında ün yapmış âlimlerden muhtelif ilimlere vâkıf, edebiyat, fıkıh, hadis ve hukuk alanında birçok eser vermiş zâtlardan biri de, Ebû Ubeyd Kâsım bin Sellam’dır.”

Ebû Ali en-Nahvî’den naklen, Kâdı Ebû A’lâ el-Vâsıtî anlatır: “Ebû Ubeyd, Abdullah bin Tâhir’in maiyetinde bulunuyordu. Ebû Delef, Abdullah bin Tahir’e haber göndererek, Ebû Ubeyd’i, yanında iki ay kalması için gönderilmesini istedi. Abdullah bin Tâhir kabul ederek, Ebû Ubeyd’i, Ebû Delef’in yanına gönderdi. İki ay kaldıktan sonra geri dönerken Ebû Delef, ona otuz bin dirhem altın takdim etti. Ebû Ubeyd bunu kabul etmeyerek; “Yanında bulunduğum adam, beni hiçbir zaman yardıma muhtaç bırakmamıştı” diyerek bu hediyeyi kabul etmedi. Dönünce Abdullah bin Tâhir ona otuz bin dinar verdi. Ebû Ubeyd “Ey emîr, bu parayı kabul ediyorum. Fakat bu para ile, sınır boylarında yer alarak, silâh ve atlar satın almak istiyorum ki, sana da sevabı vasıl olsun” dedi ve parayı dediği gibi harcadı.”

Ahmed bin Kâmil el-Kâdî’den şöyle nakledilir: “Ebû Ubeyd dinde ve ilimde çok değerli bir zât idi. Hadîs, fıkıh ve Kur’ân ilimlerinde ihtisas sahibi idi. Hadîs-i şerîf rivâyetleri sahihtir.” Ebü’l-Abbâs Ahmed bin Yahyâ şöyle anlatır: “Abdullah bin Tâhir’in oğlu Tâhir, bir gün hacca gitmek için Horasan’dan gelip, İshâk bin İbrâhîm’e misafir olmuştu, İshâk bin İbrâhîm, Tâhir’in ilim öğrenmesi için âlimleri evine davet etti. Ebû Ubeyd “İlim aranır, ilmin ayağına gidilir” diyerek davete katılmadı. Bunun üzerine kızan İshâk bin İbrâhîm, Abdullah bin Tâhir’in bağladığı aylığı kesti ve durumu Abdullah bin Tâhir’e bildirdi. Bunun üzerine Abdullah bin Tahir bir mektup yazarak, “Ebû Ubeyd sözlerinde haklıdır. Hâlbuki sen onun maaşını kesmişsin, derhal maaşını bağla, mükâfatlandır ve müstahak olduğu nimete mazhar kıl” diye emir verdi”

Ezherî, Kitâb-üt-tehzîb’te: “Ebû Ubeyd, dinine bağlı, fazîletli ve sünnetten ayrılmayan bir kimseydi” der. Ebû Dâvûd ise, “Ebû Ubeyd hâdiste sika bir âlimdir” demiştir.

Ebû Bekir bin el-Enbarî şöyle der: “Ebû Ubeyd geceyi üç bölüme ayırır. Üçte birini namaz, üçte birini uyku ve kalan üçte birini de, kitap yazmakla geçirirdi.”

Şöyle anlatılır: “Birgün Ebû Ubeyd, Ebû İshâk Musûlî’nin evinin önünden geçerken, onun talebeleri Ebû Ubeyd’e dediler ki: “Ey Ebû Ubeyd, Ebû İshâk Musulî diyor ki; “Yazmış olduğu Garîb-ül-hadîs kitabında elifi yanlış yazmış.” Bunun üzerine Ebû Ubeyd, “O kitapta yüzbin mesele anlatılmıştır. Bir elifin yanlış olması normal değil mi?” dedi.

Ebû Hasen Muhammed bin Ca’fer şöyle anlatır: “Tâhir bin Hüseyin, Horasan’da Merv şehrine girdiği zaman, gece sohbetini dinleyebileceği bir zât arar. Ona Ebû Ubeyd’i tavsiye ederler ve onun huzuruna götürülür. Tâhir bin Hüseyn, onu fıkıh, târih, lügat ve nahiv’de büyük bir âlim bulur. Tâhir bin Hüseyn ona, “Seni bu memlekette bırakmak büyük bir ihtiyâçtır” dedi. Ebû Ubeyd’e bin dinar para verip, “Ben cihada (savaşmaya) gidiyorum. Ben dönünceye kadar bu parayla geçin” dedi. Seferden dönünce Ebû Ubeyd’i alarak, Samarrâ’ya götürdü.”

Ebû Ubeyd’in rivayet ettiği hadis-i şeriflerden bazıları: Peygamber efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki; “Hepiniz bir sürünün çobanı gibisiniz. Çoban sürüsünü koruduğu gibi, siz de evlerinizde ve emirleriniz altında olanları Cehennemden korumalısınız. Onlara Müslümanlığı öğretmelisiniz, öğretmez iseniz mes’ûl olacaksınız.” “Allahü teâlâdan başka ilâh olmadığını söyleyinceye kadar insanlarla savaşmaya emir olundum. Kim ki, Allahü teâlâdan başka ilâh yoktur derse, İslâm hakkı hariç, benden malını ve nefsini korumuş olur. Hesabı da Allahü teâlâya aittir.” “Zekâtını ödemeyen her büyük mal sahibi zengin kişi, elbette kıyamet günü kendisi ile sahip olduğu mal, artmış olarak getirilecektir. O hazine levhalar hâline getirilip ateşte kızdırılacak ve sahibinin alın, sırt ve yanları bununla yakılacaktır. Bu azâb gün boyunca ve Allahın kulları arasında hükmüne kadar sürecektir. Levhalar soğudukça tekrar kızdırılır. Daha sonra da bu kimse Cennet veya Cehenneme giden yolu görecektir”.“Sünnete yapışan, ateşi avuçlayan gibidir. Sünnete yapışmak, Allah yolunda kılıç görmedim” Hiçbir âlim yoktur ki, bana kapısını açması için çalmış olayım. Ancak kapısını açıncaya kadar sabrettim. Allahü tealanın şu ayetinin tev’ilini istinaden bunu öyle yaptım. “Eğer onlar sen kendilerine çıkıncaya kadar sabretselerdi, muhakkak ki, haklarında hayırlı olurdu. Bununla beraber Allah gafurdur, merhameti boldur. Rahimdir, merhameti geniştir” (Hucurat -5) Bu ayeti kerime bedeviler, peygamber efendimizin kapısını çalıp gürültü edip, Resulullahı rahatsız etmeleri üzerine nazil olmuştur.

Yirmiden fazla eser yazan Kâsım bin Sellâm’ın başlıca eserleri şunlardır: Garîb-ül-musannef, el-Emsâl, Meâniyyüşşi’r, en-Nâsih ve’l-Mensûh, el-Kırâat, Mesâni’l-Kur’an, Garlb-ül-Kur’ân, Garîb-ül-hadîs, el-Maksûn ve’l-memdûd, el-Müzekker ve’l-müennes, Kitâb-ün-neseb, Kitâb-ül-ihdâs, Edeb-ül-kâdî,Adedü ve’l-İmân ve’n-nuzûr ve’l-hayâ, Kitâb-ül-emvâl.

            Kuran-ı Kerim meallerinin önsözlerinde Kuran’ın fazileti ile ilgili sözleri mevcuttur.

           Kasım Bin Sellâm (Ebu Ubeyd)’in kabri Küçük Minare Camiinde Abdülkadir Geylani’nin torunlarından Abdülmecit Geylani’nin kabrinin ayakucundadır. Küçük Minare Camii(Melik Zahir) genişletme çalışmaları yapıldığında lahdi bulunmuştur. Camiinin genişletilmesinde maddi destekte bulunan Hafız Ragıb Gönen, eşi Hediye Hanımefendiden ve bu hayırlı işe vesile olan Abdürrezzak Öz hocamızdan Allah razı olsun. Bu değerli zatın kabrinin kesinlik kazanması ile İslam tarihine büyük hizmette bulunmuşlardır.

 

Paylaş:  Facebook Twitter Google
YAZARIN DİĞER YAZILARI