:: 22 Haziran 2021 Salı

:

:

:
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Erhan YILDIRIM Erhan YILDIRIM

TARSUS'UN DUAYENLERİ İLE GAYRİMENKUL SOHBETLERİ

18 Mart 2019 Pazartesi 08:23

Öncelikle bu fırsatı veren Tarsus Ekspres Kurucu sahibi Mustafa Erdoğan ve Yazı İşleri Müdürümüz Ahmet Can Erdoğan başta olmak üzere tüm yayın ailesine teşekkürlerimi sunuyorum. Şimdiden keyifli okumalar.

İlk söyleşimi Tarsus’ta herkesin çok sevdiği ve yakından tanıdığı, ismi ile adres olmuş, marka olmuş hayırsever iş adamı Selçuk Togo ile başlamanın mutluluğunu ve gurunu yaşıyorum.

SEVGİLİ SELÇUK AMCA BENİ KIRMAYIP BU SÖYLEŞİYİ YAPMAMA İZİN VERDİĞİNİZ İÇİN ÖNCELİKLE TEŞEKKÜR EDİYORUM.  SİZE İLK SORUM ŞU OLACAK ÇOCUKLUĞUNUZ NASIL GEÇTİ?

Ben de size teşekkür ederim. İşlerinizde başarılar dilerim. Benim çocukluk hayatım maalesef sefaletle geçti.  Ben babamı tanıyamadım. Vefat ettiğinde 2,5 yaşındaydım. İsmi Fuat’tı . Babamı arkadaşlarının anlattıklarıyla tanıdım. Eskiler “Kozacı Hammadi” derler. Kozacı ailesinin en büyükleriydi. Babamı Hammadi vasıtasıyla tanıdım. Bir gün küçükken işyeri kalabalık, Tarsus’un tüm gazete dağıtımını biz yapıyoruz. Ana baba günü,  sabah doluyor,  gece boşalıyordu. Bir gün bu Hammadi geldi. Sen bugün buradaysan benim sayemde buradasın dedi. Bir gün gel de sana babanı anlatıyım dedi ve çıktı.

Benim babamla Hammadi önce Yemen’de savaşıyorlar, oradan Süveyş kanalına geçiyorlar. Orada karargah kuruluyor ve 4 ay hiç savaşmadan bekliyorlar. Sonra emir geliyor. Herkes evine gidecek deniliyor . Savaş yapılmadan oraları İngilizlere teslim ediyorlar. Bu arada İngiliz ajanı Lawrence o bölgedeki  (Ürdün, Musul , Afrin vs.) Arapları Türklere karşı kışkırtıyor ve oradan geri çekilirken Arapça bilmeyen herkesi öldürün talimatı veriliyor. Bu arada Hammadi Lazkiye’den Tarsus’a geldiği için Arapça biliyor. Ve babamı koltuğunun altına alıyor ve oradan birlikte çıkabiliyorlar. Hammadi sayesinde babamın hayatı kurtuluyor. Şam’a geliyorlar. Atatürk’ün sınıf arkadaşı amcam Fikri Albay ile birlikte burada Çete Savaşları başlıyor.

Osmanlı ordusunda Ermeni de vardı, Rum da vardı.  1922 yılında Fransızlar giderken bütün Ermeniler kaçıyor. Ova Ermenilerindi.  Binlerce dönüm tarla kadastro kanalıyla birilerinin üzerine yazılıyor. 1.000 dönümü 10.000 dönüm yazdıranlar oluyor. Karşında muhatap yok. Benim diyen yok.

Babama da Fuat Çavuş derlerdi.  Sonradan Çete Savaşları bitince çetecilerden okuma yazma bilenleri devlet memuru, bilmeyenleri bekçi, süpürgecilik gibi mesleklere veriyorlar. Babama da orman memurluğu veriyorlar. Annemle evleniyor. Üç çocuğu oluyor. Ben, kardeşim ve ablam. Ben 2,5 yaşındayken kötü hastalık (verem) yüzünden babam vefat ediyor. Şimdinin kanseri gibi çaresi yok.  O yıllarda Tarsus’ta doktor yok, hastane yok.  Bir tane var. Oraya girende ölmeden çıkmıyor. Eski bir doğumeviydi. İsmini hatırladığım bir doktor George vardı.

O YILLARDA TARSUS’TA NEREDE  OTURDUNUZ?

Ben Kızılmurat Mahallesi’nde doğdum. Yedi yaşıma kadar hep kirada ev ev gezdik. Hiçbirini hatırlamıyorum. Annem cebimizde 3-5 kuruş vardı onu da babanın hastalığına harcadık diye anlatırdı. Babam ölünce sefil kaldık. Benim ağzımdan “BABA” kelimesi çıkmadı.

 Annem kültürlüydü.  Fransız mektebinde okumuş. Şu anki merkez karakolu Fransız lisesiydi. Sonra tekel binası oldu. Onun karşısı kiliseydi. Tarsus Ekspresin yanındaydı. Annemin arkadaşlarından biri Şadi bey’in (Eliyeşil) hanımı ve biri de doktordu.  Annem dikiş dikerdi. Onlara yelek ceket dikerdi. Onlar ne yemek yese bize verirlerdi. Komşular ne verirse onu yiyorduk. Ekmek alacak bile paramız yoktu.

BU SEKTÖRE İLK GİRİŞİNİZ NASIL OLDU?

Annemin arkadaşları ormancı memurları ve eşleri diyor ki, “Seher gel, İzmir’de, Ankara’da, İstanbul’ da  kulubeler   gördük, içinde damga pulu, tayyare bileti (şimdiki Milli Piyango) satıyorlar. Biz yardımcı olsak yapar mısın?” diyorlar, annem de yaparım diyor. 1937’de ilk kulubeyi 300 lira belediyenin nakit sermaye yardımıyla açıyoruz.

KULUBENİZİN BELLİ BİR YERİ VAR MIYDI ?

 Neresi boşsa orda kaldık. Bina yapılıyor, dükkan  yapılyor, başka yere geçiyorduk. En son jandarma dairesi vardı şimdiki kaymakamlığın karşısı durak olan yer. Arkası hapishaneydi. Oradaydık.

 Kulubede gerçekten iyi para kazandık. Boş durmazdık.  Anneme ev aldık. İlk evi aldığımızda 7 yaşımdaydım. Şimdiki Seher Hanım Konağı.

İLK  EVİNİZ NASILDI?

Altını depo olarak kullanıyorduk. Üstü evdi. Eski bir Ermeni eviydi. İlk ve ortaokulu Misak-ı Milli’de okudum.  Hem okudum, hem çalıştım. Lise yok. Bir tek Adana’da Erkek Lisesi vardı. Sabah 5’te kalkar 6:15 trenine binerdim. Orada kalacak yerim yoktu. Okulum, Şakirpaşa’ya  10 km  uzaklıktaydı.  Yürüyerek  gider ve dönerdim . Öğleden sonra 3:00 trenine yetişip Tarsus’a geri döner, anneme yardım ederdim. Annem de ben gelince eve koşar, yemekleri yapardı.  Annemin bizleri okutma hevesi vardı.  Liseden sonra ben Tıbbiye’yi kazandım. O sırada annem hastalandı ve kulubeyi bana bırakmak zorunda kaldı. Tıbbiye’ye gidemedim. O zamanlar İkinci Dünya Savaşı seneleri, belediye karneyle adam başı 100 gr. ekmek verirdi.  Afedersin köpeğe versen yemez.

ŞU ANKİ BULUNDUĞUNUZ İŞ YERİNE GEÇİŞİNİZ NASIL OLDU?

 Kulubeden ilk olarak şu anki köşedeki büfenin olduğu yeri aldım. Ben almadan önce kasap vardı galiba. Buralar Tarsus’un eski kabzımal yeriydi. Kasaplar ve kabzımallar vardı. Sait Polat eski hali yaptırdı. Mecbur kaldı ve çıktılar. Onlar gidince sattılar ve ben aldım. Kitap, kırtasiye, gazete, genel bayiliklerini aldım. Tektim o meyanda kimseye kazık atmadım.  5.000 adet gazete satardım. Erol Simavi beni çok tutardı. İstanbul’daki toplantılarda bir tek kaza (ilçe)  olarak ben vardım. Geri kalanların hepsi vilayetti. Hepsi de rahmetli oldu.

EVDE ZAMAN GEÇİRMEYİ SEVER MİSİNİZ?

Evde o yıllarda açıkçası hiç zaman geçirmedik. Gençliğimizde hiç boş zamanımız olmadı. Yaptığımız işin gecesi yoktu,  gündüzü yoktu. Gazete dağıtım gece gelir, paketlenirdi. Kırtasiye için günübirlik İstanbul’a giderdim. O zamanların pırpır uçaklar vardı, onlarla giderdim. Ankara’da mazot alır sonra İstanbul’a giderdi.

BİRAZDA SEHER HANIM  KONAĞININ  HİKAYESİ ANLATIR MISINIZ?

Bu konakta Ermeniler otururmuş. Bütün gençliğim orada geçti. Orada evlendim. Beş çocuğum da orada oldu. Sonra Orman Dairesinin karşısına şimdiki oturduğum evi yaptırdım. Çiçekli bir ev. Kendime göre, hayalimdeki evi yaptırdım.

 

 

ŞU ANKİ DÜKKANI ALIRKEN NELER HİSSETTİNİZ ?

Kulubede çalıştığım yıllarda hep dua ederdim. “Allah’ım bana bir dükkan nasip et.“diye. Depomuzun biri Halk Evinin altında, diğeri evimizin altındaydı. Git git gel sepetlerle mal taşırdım. Kollarım düşerdi. Mal satışımız şimdiden iyiydi. Bir annem bir bendik. Annem gider ben gelirdim. Ben giderdim,  annem gelirdi.

İLERLEYEN YILLARDA  GAYRİMENKUL İLE İLGİLİ NELERLE KARŞILAŞTINIZ ?

Herhangi bir ilanı veya kimseyi takip etmezdim. Teklif ederlerdi. Ben de alırken içindekilere sorardım. Size lazım mı, değil mi?  Lazımsa satılıyor bana teklif ettiler alırsanız siz alın derdim. Almayacağız Selçuk Ağabey derlerdi. Öylelikle ben alırdım. Hatta bir keresinde içindeki kiracı ben Adana yolunda yer aldım, çıkacağım. Paran yetişmiyorsa yarısını biz verelim, destek olalım al demişti. Hatta rakip kırtasiyeci meslektaşım bile  sen al derdi.

REKABET GİRER MİYDİNİZ?

 İşte rekabete girerdim fakat gayrimenkulde girmezdik.  Yeri geldiğinde ortak alırdık. Aşağı fiyat vermezdim.  Benim aldığım yerler hep karşı tarafın rızasıyla olmuştur. Sonra da güle güle otur iyi ki aldın derlerdi.

PEKİ NE TÜR GAYRİMENKUL ALIRDINIZ? DÜKKAN MI? ARSA MI? TARLA MI?

Ayrım yapmazdım.  Bir keresinde Çamlıyayla yolunda bir arsa getirdiler. Ortaokuldan arkadaşım sana bir yer vereceğim dedi. 150 lira ama sana 125 liraya olur  dedi.  O anda bende para yoktu. Param yok dedim.  Ya parayı sana soran var mı dedi. Nüfus kağıdımı aldı, muameleyi yaptı. Tapuyu getirdi. Gel senet yapalım, ben vereceğimi bileyim sen de alacağını dedim. Gerek yok dedi. Elime geçtikçe ödedim. Sonra da sattım. Eskiden ticaret böyleydi. Söz mukaveleden daha önemliydi. 

TARSUS’TA EMLAK SEKTÖRÜNÜ NASIL GÖRÜYORSUNUZ?

Tarsus, emlak konusunda biraz kapalı. Sebebi neden? Çünkü yabancı çekmiyor. Çok kıymetli mülkler var. Fakat Mersin gibi İstanbul gibi alım satım hareketli  değil .

SİZCE GEÇMİŞİN  TİCARET ANLAYIŞI İLE ŞİMDİKİ TİCARET ANLAYIŞI ARASINDAKİ FARKLAR NELER?

Ben iş hayatımda İstanbul tüccarlarıyla, Yahudilerle,  Ermenilerle ticaret yaptım. Beni severlerdi. Avcılarda yedek subayken onlara uğrardım. Askerdeyken bile ticaret yapardım. Anneme mal alır gönderirdim hoşlarına giderdi. İstanbul’un iktisadi hayatını Yahudiler yapardı. Bizim Türkler muhasebeciydi. Onların yanında yavaş yavaş Türklerin eline işler geçmeye başladı. Çok bilinçli ve iyi tüccarlardı. Onlardan birçok şey öğrendim.

GAYRİMENKUL Ü O ZAMANLAR BANA GETİRİRLERDİ DEDİNİZ. HER GELENİ ALIR MIYDINIZ? NELERE DİKKAT EDERDİNİZ?

İlk önce mevkisine bakardım. Burada iş yapılır mı yapılmaz mı? Bana yarar mı yaramaz mı? Tarla falan almazdım. Zamanın yoktu ilgilenecek.

GAYRİMENKUL DANIŞMANLIĞI İÇİN NELER SÖYLERSİNİZ?

Şu an daha iyi bir meslek konumuna geldi. Eskiden üçe aldıkları yerleri yüze satarlardı. Piyasa ayakçılardan kurtuldu. Artık bu işler resmi yapılıyor. Eskiden de al dediği zaman gözüm kapalı aldığım meslektaşlarınız vardı.

SİYASETE GİRMEYİ DÜŞÜNMEDİNİZ Mİ?

 1961 ve 1980 İhtilallerinden sonra istesem olurdum. Kimse olmuyordu idam mı edileceğim, hapis mi yatacağım korkusu vardı. Adam ararlardı. 1961’de Demokrat Partiden gel seni milletvekilli yapalım dediler. Ne olursunuz bana teklif etmeyin dedim. Koysam 2 ay içinde milletvekili olmuştum.

 1980’den sonra telefon geldi Mersin valisi konuşacak dediler. Buyurun dedim. “Size geleceğim,  Ankara’dan size tebligat var.” dedi.  “Milletvekili olmanız için isminizi vermişler.” dedi. Birkaç isim vermişler çok kişiye sormuşlar. Vali “Adaylar içinde muhakkak pürüzlü kişiler çıktı sen neymişsin” dedi.  Vali beye “ Ben yalnızım, gelin görün, ben buraya bırakamam,  bayiliklerim var” dedim.  Sonra bana 3 gün mühlet verin dedim. 3 gün uyuyamadım. Burayı bıraksaydım olurdu ama olmadı. Kabul etmedim.

ŞİMDİ DÜŞÜNÜNCE KEŞKE OLSAYDIM DİYOR MUSUNUZ?

Evet, keşke diyorum. Çünkü ben paylaşmayı, insanlara yardım etmeyi çok seviyorum. Zenginlere her zaman paylaşmalarını tavsiye ediyorum. Bir servet evvela senin, sonra da yardıma ihtiyacı olan insanlarındır.

BİR KAÇ YIL ÖNCE SİZİ FOTOKOPİ ÇEKERKEN GÖRÜYORDUM. HALEN ÇALIŞMA AŞKINIZ VAR. GENÇLERE NE TAVSİYE EDERSİNİZ?

Çalışmazsak olmaz. Hiçbir şey oturarak gelmez. Mirasyediler hariç. Büyüyen kimseler çalışarak kazanmıştır. Bugün Ekenler olsun, Şadi bey olsun. Sabah 4’te kalkarlardı. Çocukken uyandığımda görürdüm. Bir de şöyle bir şey var. “Kontrolsüz güç, güç değildir.” Eğer bu firmalar kontrolsüz giderlerse batarlar. Örneğin; Ekenler gibi. Buraları kontrol etmediler.  Diğer örnek; Karamehmetler. Yanlış müdür koydular buralara. Hayatta her şey yaptım rahata kavuşacağım diye bir şey yok.  Sağlık elverdiği sürece ölene kadar çalışmak lazım

TARSUS’LA İLGİLİ SON SÖZ

Türkiye’de en güzel  şehirlerden biri Tarsus.

Yarım saat git Adana’dasın. Yarım saat git Mersin’desin. Havaalanı yarım saat. Deniz yakın, dağ yakın. Canın sıkıldı, yaylaya git. Hiçbir yerde olmayan Çamlıyayla var. Karadeniz yaylarından bile güzel.

 Tarsus’un istikbali iyi.Çukurova Havaalanı, Sahil Bandı Deniz Projesi yapılsın, Tarsus bu şekilde kalmayacak. Başka memlekete gittiğimde ruhum sıkılıyor, Tarsus’a gelir gelmez gözüm gönlüm açılıyor. Tarsus yaşanacak sakin memleketlerden biri.

Selçuk amca son olarak beni kırmayıp değerli zamanınızı ayırdığınız için size çok teşekkür ediyorum. Sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir yaşam diliyorum. Saygı ve Sevgilerimle,

Böyle bir projede bana ilk olarak yer verdiğiniz için ben de size teşekkür ederim. Tebrik  ediyorum. İşlerinizde kolaylıklar ve başarılar dilerim.

 

 

 

 

 

 

Paylaş:  Facebook Twitter Google
YAZARIN DİĞER YAZILARI